Ne Diyorsunuz sayın BİRAND..?
Sektörü ne kadar tanıyorsunuz da ahkâm kesiyorsunuz..?

 
Eski marifetlerini hatırlayalım
Çölaşan'dan Birand'a 'hodri meydan'
Emin Çölaşan, dolandırıcılıkla suçladığı Mehmet Ali Birand’a “Namusunun ve şerefinin hesabını verebilir misin? Yüreğin yeter mi?” diyerek meydan okudu.

                             Dolandırıcılıktan hükümlü Mehmet Ali Birand'ın utanması var mı?

SEVGİLİ okuyucularım, bizim medyada ahkám kesen bazı tipleri zaman zaman belgeleriyle açıklamak gerekiyor.

Bugüne kadar çok yazdım. Bunlardan biri Mehmet Ali Birand. Bu şahıs geçmişte TRT'de çalışıyor ve orada program yapıyor. Fakat bu süre içerisinde TRT'yi sürekli olarak sahte belgelerle, düzmece faturalarla dolandırıp yolunu buluyor.

Olaya TRT Teftiş Kurulu el koyuyor ve geniş kapsamlı bir araştırma yapılıyor. Müfettişler Avrupa'ya gidip Mehmet Ali'nin düzmece belgelerini orada bile ortaya çıkarıyor. Mehmet Ali hakkında kapsamlı raporlar düzenleniyor. Polis laboratuvarı, bu adamın düzmece faturalarını inceliyor, imzaların Mehmet Ali Birand'ın elinden çıktığını belgeliyor. Şimdi size yaklaşık 200 sayfadan oluşan ve onun sahteciliğini kanıtlayan rapordan kısa bir alıntı:

‘‘Mehmet Ali Birand'ın mevcut olmayan firmalar adına kendi el yazısıyla sahte faturalar ve belgeler düzenlediği, firmalarca düzenlenen faturaları tahrif ettiği (örneğin 100 dolarlık faturanın önüne 1 rakamı ekleyip TRT'den 1.100 dolar çekiyor) bedelini tahsil ettiği faturaların bir süre sonra ikinci nüshasını veya fotokopisini ibraz ederek, bir defa yapmış olduğu harcamayı Kurum'dan iki defa tahsil ettiği, Kurum'un ödediği faturaların ikinci nüshasını veya fotokopisini ibraz ederek bir kere de (TRT'den) kendisinin tahsil ettiği, ödenmesi mümkün olmayan harcama kalemlerine ait belgeleri program harcaması gibi göstermek amacıyla ibraz edip bedelini (bir kez daha) tahsil ettiği, kendisinin, eşinin ve çocuğunun özel harcamalarını da eşinin belgedeki adını silerek tahsil ettiği anlaşılmıştır. Bu durum Brüksel ve Paris Ticaret Sicili Dairelerinin kayıtları, Brüksel Büyükelçiliğimizin resmi yazıları ve Polis Laboratuvarları ekspertiz raporlarıyla da kesin olarak tespit edilmiştir...’’

Bu adamın TRT'den ‘‘sahtecilik’’ yöntemiyle tırtıkladığı para, Teftiş Kurulu raporuna göre şöyle:

2 milyon Belçika Frangı, 4 milyon 650 bin İtalyan Lireti, 104.100 Fransız Frangı, 34.600 ABD Doları, 28.400 İngiliz Sterlini, 35.360 Avusturya Şilini, 1.558 Alman Markı, 310 İsviçre Frangı.

Gördüğünüz gibi, uyanık Mehmet Ali hangi ülkeye gitse marifetini sergilemeyi başarmış, devletin ve milletin parasını cukkalamış.

***

Mehmet Ali Birand hakkında kamu davası açılıyor, SAHTECİLİK ve DOLANDIRICILIK iddiasıyla yargılanıyor. Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Esas 1994/1315 sayılı kararıyla 11 ay 20 gün hapis alıyor. Bu karar Yargıtay tarafından onanıp kesinleşiyor. Mahkemenin gerekçeli kararından bir cümle:

‘‘Kurumun (TRT'nin) zararını ödemesi ve sanığın hal ve tutumu lehine indirim olarak değerlendirilmiş olmakla, cezasından 1/6 oranında indirim yapılarak 11 ay 20 gün HAPSİNE.’’

Adam ne yaptıysa bilerek, bilinçli olarak yapıyor... Ve günün birinde foyasının ortaya çıktığını görünce, TRT'nin istediği bütün parayı geri ödüyor. Yine de hüküm yemekten kurtulamıyor ve yüz kızartıcı suçtan aldığı hapis cezası paraya çevriliyor.


Aynı dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından hakkında ikinci bir dava daha açılıyor. Fakat bu kez Mehmet Ali Birand'ın imdadına ‘‘zamanaşımı’’ yetişiyor. Diğer mahkemenin kararında ‘‘Suç sabit görülmüştür ama zamanaşımı nedeniyle dava düşmüştür’’ deniliyor.

***

Her gün ekranlarda ahkám kesen, gazetelerde köşe yazısı yazan bu Mehmet Ali Birand'ın yüzü, acaba hiç kızarıyor mu?

Hiç utanıyor mu? Karısının, çocuğunun, karşısına alıp söyleşi yaptığı insanların yüzlerine nasıl bakıyor?

Bu vatandaş eğer mert ve yürekli adamsa kaçmasın, gelsin karşıma otursun. Ekranda veya istediği herhangi bir yerde bu konuyu kamuoyu önünde ve belgelerle tartışalım. Eğer o haklı çıkarsa ben özür dileyip gazeteciliği bırakayım. Eğer ben haklı çıkarsam Mehmet Ali desin ki ‘‘Evet arkadaş, ben devleti dolandırdım, enselendim, yargılanıp hüküm giydim. Bu durumda gazetecilik yapamam...’’



Haydi Mehmet Ali, hodri meydan. Var mısın? NAMUSUNUN ve ŞEREFİNİN hesabını verebilir misin? Yüreğin yeter mi? Sakın eveleme geveleme yapma. Net ve somut yanıtını bekliyorum.
                                          Emin Çölaşan/Hürriyet - 19 Aralık 2002

 

UNKODER 'in yanıtı..

 

                Sayın MEHMET ALİ BİRAND, 

POSTA Gazetesinin 4 Mart 2006 Cumartesi tarihli nüshasındaki ‘’ Hükümet, kamyoncular konusunda haklı ‘’ başlıklı yazınızı sektör olarak üzülerek okuduk. Karayolu Taşıma Yönetmeliği hakkında ayrıntılı bilgiye sahip olmadan 22-70 yaşındaki kamyonları bahane edip UND başkanının menfaatperest ağzıyla kaleme alınmış olan bu yazınızı şiddetle kınıyoruz 

Yazınızdaki temel yanlışlıklar; Yönetmelik hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınızı ve şişirme bir inançla küçük ve orta ölçekli işletmelerin yok ediliş düzenlemesi olan bu Yönetmelik için bakanlığa destek çağrısında bulunarak, kamuoyunu yanlış bilgi yönlendirmesiyle birkaç komisyoncu diye tanımladığınız serbest rekabetin varolmasını sağlayan küçük ve orta ölçekli işletmelere karşı direnmeye çağırıyorsunuz. Bu çağrınız bile, nakliye sektöründe işlerin nasıl yürütüldüğü hakkında en ufak bir bilginizin olmadığını ve taşımacılık sektörü konusunda ne kadar çaylak olduğunuzu anlamaya yetiyor. Ama ben yine de yazınızdan birkaç küçük alıntı yapmak istiyorum:

Bir kere tır ve çekici diye ayrı türde iki vasıta yoktur. Dilimize TIR diye yerleşmiş olan eşya taşımaya mahsus motorlu araçların adı çekici’dir. Yani 600-800 bin arasındaki araçları önce kamyon diye niteleyip sonra bunları TIR, KAMYON, TANKER ve ÇEKİCİ diye kendinize göre tasnif etmeye çalışmanız, Bakanlıkla yakın ilişki içinde olmanızdan gerek, Yönetmelikteki belge karmaşasını anımsatıyor. 

Yazınızdaki en önemli ikinci hatanız, yetki belgesi için son başvuru tarihini 25 Nisan olarak belirtmeniz. Oysa bu süre, 27 Şubat ’da sona erdi. Yani, ciddiyetle tespit yapıyor göründüğünüz bir olaya aslında  ne kadar yakın olduğunuz, bu tarihten de belli oluyor. 

Sonra, düzenlemeye en büyük desteğin UND ve odalardan geldiğini iddia ediyorsunuz. Demek ki, ATO ve İTO gibi en büyük üst kurumlarımızın sektör temsilcileri ile birlikte hazırlayarak hükümete sundukları raporlardan bile haberdar değilsiniz. Oysa bu raporlarla ATO ve İTO gibi en büyük üst kurumlarımız, Yönetmeliğe karşı olan tepkilerini ve sektörün haklı taleplerini resmen hükümete sundular. 

Açıklanması gereken çok önemli olan diğer bir husus ise, eski araçların öne sürülerek araç sahibi olmayan küçük ve orta ölçekli işletmelerin de ortadan kaldırılmak istenmesidir.. Yoksa bu tutum, canlı cansız her şeyi mal olarak görme alışkanlığından mı kaynaklanmaktadır..? 

Sayın BİRAND, 

Siz, Yönetmeliği gerçekten tarafsız bir gözle hiç  incelediniz mi ? Sektörün ne dediğini hiç dinlediniz mi ? Avrupa Birliği’nin bizden ne istediğini biliyor musunuz ? Sadece araç yaşını ve belgeler için getirilen ağır parasal müeyyideleri baz alarak sektöre düzen geleceğini iddia etmeden önce,  Avrupa Birliği ülkelerinde buna emsal gösterilecek hiçbir uygulama olmamasına rağmen neden bir düzensizlikten bahsedilmediğini hiç düşündünüz mü ? Avrupa Birliğinin, kendilerinden ithal ettiğimiz yeni model araçlarımıza bile geçiş kotaları koymasının gerekçelerini hiç merak ettiniz mi? 

Siz, Kopenhag Kriterlerinin ticari hayata ilişkin şartlarını hiç okudunuz mu ? Piyasanın ve fiyatların liberal olabilmesi için şart koyduğu olmazsa olmaz koşulları biliyor musunuz ? 

Eğer bilmeden ahkâm kestiyseniz, o zaman bu yazımı köşenizde yayınlayın ki, haklarımızı helal edelim.  

Sektörün büyük çoğunluğu için işsizlik demek olan bu Yönetmeliğe karşı verilen mücadeleye destek olan siyasetçilerimizi de haksız ve mesnetsiz bir şekilde popülizm ile suçluyorsunuz..  

Yoksa siz,  bu yazıyı da yıllar önce TRT’yi dolandırmak için naylon fatura düzenleyen sabıkalı daktilonuzla kaleme aldınız ve menfaatperest düşüncelerle  bile bile lades mi diyorsunuz...? 

NEDEN BU YÖNETMELİĞE KARŞIYIZ..? 

‘’ AB bizden ne ya da kaç MASA kaç TELEFON istiyor ?‘’ 

Sektörde büyük bir sıkıntı yaratan Karayolu Taşıma Kanunu ve Yönetmeliği, bazı kesimler tarafından işlerine geldiği gibi yorumlanmakta ve bütün sinsi hedefleri kamufle edilerek kamuoyuna AB tarafından şart koşulan zorunlu bir düzenleme olarak yutturulmaya çalışılmaktadır. 

Avrupa Birliği ülkemizden ne istemektedir ? Bu istemleri doğru bir şekilde ortaya koyarsak, Karayolu Taşıma Kanunu ve Yönetmeliği ile getirilen düzenlemelere ne kadar karşı olduğu daha net bir şekilde ortaya çıkar. 

AB ülkemizden, ulaşımda %95 olan karayolu kullanma payının düşürülmesini, hava-deniz-nehir taşımalarının özendirilerek taşımadaki paylarının arttırılmasını istemektedir. Yani kara-hava-deniz taşımalarının belli bir oranla dengelenmesini istemektedir. 

AB ülkemize, kimilerinin bir masa-bir sandalye olarak nitelendirdiği küçük ve orta ölçekli işletmeleri ortadan kaldırın ya da eski araçları trafikten men edin diye dayatmıyor. AB’ye baktığımız zaman bizlere sattığı yeni tırların bile kendi ülkesinden yürüyerek geçişlerine kotalar koyduğunu ve karayollarındaki trafiğin artmasını istemediğini görüyoruz. Yani AB ülkeleri, yalnızca eski araçlar için değil, yeni araçlar için bile yürüme yasakları ve kısıtlamaları getiriyor. Araçlarımızı, eski ya da yeni olmasına bakmaksızın denizden ya da karayolundan trenlerle taşıyarak ülkesinden geçiriyor.  

Ancak mevcut Yönetmelikte, bu modlar arasındaki uçurumun kapatılmasını, karayollarındaki yoğunluğun azaltılmasını sağlayacak hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Aksine bu Yönetmeliğin şart koştuğu istiap haddi ve model uygulamaları nedeniyle karayollarındaki araç sayısı ve trafik yoğunluğu daha da artacaktır. Bu durum, doğal olarak tır, kamyon, otobüs üreticilerini ve satış temsilcilerini ziyadesiyle memnun etmektedir. 

Ulaştırma Bakanı sayın Binali Yıldırım’ın, risk almak istemeyen komisyoncu ve organizatörlerin tepkinin kaynağı olduğunu ve sayılarının 500 geçmediğini kesin bir ifade ile söylemesini yadırgıyoruz. Sayın Bakan, sadece İstanbul Ticaret Odası’nın nakliye gurubunda 8000 kayıtlı üye olduğunu her halde bilmiyor. Sayın Bakan risk almayı, bakanlığa haraç vermek olarak görüyorsa bu yanlış.. Kaldı ki sayın Bakanın, düzenlemelerinde bir tek vatandaşının bile zarar görmemesine özen göstermesi gerekir. 

Nakliye komisyoncuları ve organizatörleri, yüklendikleri iş için Ticaret Kanunu ve uluslararası teamüllere göre her türlü riski göğüslemekte ve müşterilerine karşı olan sorumluluklarını harfiyen yerine getirmektedir. Kaldı ki; araç sahipleri sadece kendi araçlarını en iyi navlunlarla işletmeyi hesaplarken, araç sahibi olmayan organizatörler en ekonomik ve en seri vasıtalarla yük taşıtmaya çalışırlar. AB ‘nin istediği taşıma modları arasındaki dengeyi sağlayacak unsurlar da, işte bu nakliye müteahhidi ya da organizatör diye tanımlanan forwarderlerdir. 

Eğer risk almak ya da düzen getirmek Bakanlığa verilen haraç ile ölçülüyorsa,  böyle bir soygun uygulamasının olmadığı AB ülkelerinde ne güvenden ne de düzenden bahsetmek mümkündür. Evet, bugün kendimizi adapte çabasında olduğumuz AB ülkelerinde, vatandaşının çalışma hakkını para ile satan bir uygulama ve düşünce mevcut değildir. 

AB ülkemizden, sektöre girişin önündeki engellerin kaldırılmasını yani arzın engellenmemesini, sınırlandırılmamasını istiyor. Piyasa ve fiyatların liberal olabilmesi için, sektörde çok sayıda firmanın var olmasını şart koşuyor ve öncelikli hedef olarak da tekelleşmenin önlenmesini istiyor. Ancak mevcut Karayolu Taşıma Kanunu ve Yönetmeliği ile Ulaştırma Bakanlığı, sektördeki küçük ve orta ölçekli işletmeleri yok etmek, kurumsallaşma adı altında bireysel taşımacılığı yok ederek tekellerin çalışanı haline getirmek istiyor. Ulaştırma Bakanlığı, küçük ve orta ölçekli işletmelere karşı olan bu acımasız tavrını şu sözlerle ifade etmektedir:  

‘’Bu Yönetmelikten önce sektöre giriş çok kolaydı. Bu nedenle çok sayıda küçük ve orta ölçekli işletmenin hakim olduğu, risk alarak yatırım yapmış araç sahibi gerçek taşımacının yeterince kazanamadığı bir sektör oluşmuştur..’’ 

Bu sözlerin açıklamaya muhtaç hiçbir yanı olmadığı gibi savunulacak bir yanı da yoktur. Ulaştırma Bakanlığı, AB kriterlerinin aksine, korumasına aldığı bir kesim daha fazla kazansın diye küçük ve orta ölçekli işletmeleri yok etmek istemektedir. Yüksek belge ücretleri ve ağır teminat şartlarının altında yatan gerçek; işte bu imha arzusudur.  Kaldı ki Bakanlık, belli bir kesimin avukatı ya da mali müşaviri değil, bütün toplumun ve kamunun bir kurumudur. Yaptığı her işlemde, belli bir kesimin değil bütün kamunun yararını düşünmek zorundadır. 

Sayın Bakan, amacımız para toplamak değil diyor… Keşke doğru olsa.. Madem ki maksat para toplamak değil, o zaman neden sektörün direnci karşısında belli indirimlere gidiliyor da para talebinden tam olarak vazgeçilmiyor. Sektörün mücadelesi neticesinde 400 milyar seviyesinde olan belge ücretleri, gönülsüz bir şekilde bugün ki seviyelere indirilmiştir. Eğer maksat para toplamak değilse ve sayın Bakan da nakliye esnafımızı çok seviyorsa, belge ücretlerini harç seviyesine indirsin ve sıkıntılar bitsin… 

Yine Ulaştırma Bakanlığı, bu Kanun ve Yönetmelik ile ulaşmak istediği hedefi de şöyle açıklamaktadır 

            ‘’ Bu Yönetmelikle hedefimiz; az sayıda araca sahip çok sayıda firma yerine, çok sayıda araca sahip az sayıda firmanın kontrolünde olan bir sektöre kavuşmak..’’ 

Bu hedefe ulaşmak için de Ulaştırma Bakanlığı,  4925 sayılı KTK ’nun 5. maddesiyle kendisine sektörde faaliyet gösteren firma ve araçların sayısında kısıtlama getirme yetkisi tanımış… İşte bu yetki ve hedef, en başta ANAYASA ‘mızın amir hükümleri olmak üzere KOPENHAG KRİTERLERİ ve AB MÜKTESEBATINA tamamen terstir. Liberal ekonomilerde, arzın devlet eliyle sınırlandırılması düşünülemez ve savunulamaz. 

Bu hedefe ulaşmak için Ulaştırma Bakanlığı, süreç içinde çıtayı sürekli olarak yükseltecek ve elemelere devam edecektir. Hatta, belgeye müracaat etmeyi bile durdurabilir. 

Bu nedenle bizler, eski kamyonlar ile bir masa bir telefon tanımlamalarıyla küçük ve orta ölçekli işletmeleri aşağılayıp yok etmek isteyen ve kendi menfaatinden başka bir şey düşünmeyen zihniyeti ibretle takip ediyoruz. her şeye mal olarak bakan bu zihniyet, sadece masa ile telefonu görmekte ama onun başında oturan beyni hiçe saymaktadır.

Eğer bu vicdansız düşünceyi doğru buluyorsanız; o zaman bizler de bir daktilo bir masası olan (ama matbaası olmayan) bu gazetecilik işini yapmasın deriz. O zaman siz de gazetecilik yapabilmek için matbaa sahibi mi olacaksınız sayın Birand ..? 

Bizler, UND başkanının kaç masa  kaç telefon ile işe başladığını çok  merak ediyoruz. Bugün belli bir sermaye gücüne ulaşan büyük şirketlerin duvarlarında gururla sergiledikleri eski resimler vardır.. Bu resimlerle bir at arabası, eski bir kamyonet ya da bir külüstür masa ile işe başlayıp bugünlere geldiklerini ispata çalışırlar.. İşte bizler bu sermaye yapısına aynı basamakları aşarak ulaşanların, bugün küçük ve orta ölçekli işletmeleri bir masa bir telefon  tanımıyla aşağılayıp yok edilmesini istemesini doğru bulmuyoruz.

Unutulmamalı ki, bugün bir dev olan SABANCI ailesi de bugünlere bir at arabası ile iş hayatına atılarak gelmiştir. Ayıp olan büyük ya da küçük sermaye sahibi olmak değil; hırsızlık yapmak, ticarete hile karıştırmak, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı yapmaktır. Bir de insanların ekmeği ile oynamaktır ayıp olan.. 

Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, KTK ve KTY AB normlarına uygun bir düzenleme değildir. Bu Yönetmelikle getirilmek istenen, AB maskesi ile sektörün ağır parasal tedbirlerle soyulması, bu soyguna dayanamayanların sektörün dışına atılması ve siyasal bir tekelin hızla oluşturulmasıdır.

Bu düzenleme, belli bir kesimin daha fazla kazanmasını garantiye alma düzenlemesidir. İnsana değil, sadece paraya değer veren bir düzenlemedir. 

Bizler, işte bu sisteme karşıyız.. Şirketlerimizin KİT mantığıyla devlet tarafından yönetilmesine karşıyız.. 

Sayın Birand, 

Bu Yönetmelikten ziyadesiyle memnun olan UND başkanına sorar mısınız:

  • Bu yönetmelik çıktığından bu yana kaç milyon dolarlık araç satmış ?
  • Bu Yönetmelik eliyle, yılda kaç milyon dolarlık yeni araç satmayı planlıyor ?
  • Bir masa bir telefon diye nitelediği ve sektörün ekseriyetini oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelere zorla araç satmak için, Yönetmeliğe hangi hükümler  konulmuş ?
  • Avrupa Birliği ülkelerinde, taşımacılık yapmak için öz mal araç şartı var mı ? Öz mal istiap haddi var mı? Belge ücreti var  mı ?
  • Avrupa Birliği kriterlerine uygun olduğu söylenen bu Yönetmelik için FİATA başkanı sayın Boes Ulaştırma Bakanı’na  ne söyledi ?

Evet, bizler bu Yönetmeliğe karşıyız ve direnmeye devam ediyoruz. Bu Yönetmeliğin uygulanamaz  olduğunu çok yakın tarihte göreceksiniz.