|
Sayın MEHMET ALİ BİRAND,
POSTA Gazetesinin 4
Mart 2006 Cumartesi tarihli nüshasındaki ‘’ Hükümet,
kamyoncular konusunda haklı ‘’ başlıklı yazınızı sektör
olarak üzülerek okuduk. Karayolu Taşıma Yönetmeliği hakkında
ayrıntılı bilgiye sahip olmadan 22-70 yaşındaki kamyonları bahane
edip UND başkanının menfaatperest ağzıyla kaleme alınmış olan bu
yazınızı şiddetle kınıyoruz
Yazınızdaki temel yanlışlıklar; Yönetmelik
hakkında hiçbir bilgiye sahip olmadığınızı ve şişirme bir inançla
küçük ve orta ölçekli işletmelerin yok ediliş düzenlemesi olan bu
Yönetmelik için bakanlığa destek çağrısında bulunarak, kamuoyunu
yanlış bilgi yönlendirmesiyle birkaç komisyoncu diye
tanımladığınız serbest rekabetin varolmasını sağlayan küçük ve orta
ölçekli işletmelere karşı direnmeye çağırıyorsunuz. Bu çağrınız
bile, nakliye sektöründe işlerin nasıl yürütüldüğü hakkında en ufak
bir bilginizin olmadığını ve taşımacılık sektörü konusunda ne kadar
çaylak olduğunuzu anlamaya yetiyor. Ama ben yine de
yazınızdan birkaç küçük alıntı yapmak istiyorum:
Bir kere tır ve çekici
diye ayrı türde iki vasıta yoktur. Dilimize TIR diye yerleşmiş olan
eşya taşımaya mahsus motorlu araçların adı çekici’dir.
Yani 600-800 bin arasındaki araçları önce kamyon diye
niteleyip sonra bunları TIR, KAMYON,
TANKER ve ÇEKİCİ diye kendinize göre tasnif
etmeye çalışmanız, Bakanlıkla yakın ilişki içinde olmanızdan gerek,
Yönetmelikteki belge karmaşasını anımsatıyor.
Yazınızdaki en önemli ikinci hatanız, yetki
belgesi için son başvuru tarihini 25 Nisan olarak belirtmeniz. Oysa
bu süre, 27 Şubat ’da sona erdi. Yani, ciddiyetle tespit yapıyor
göründüğünüz bir olaya aslında ne kadar yakın olduğunuz, bu
tarihten de belli oluyor.
Sonra, düzenlemeye en büyük desteğin UND ve
odalardan geldiğini iddia ediyorsunuz. Demek ki, ATO ve İTO gibi en
büyük üst kurumlarımızın sektör temsilcileri ile birlikte
hazırlayarak hükümete sundukları raporlardan bile haberdar
değilsiniz. Oysa bu raporlarla ATO ve İTO gibi en büyük üst
kurumlarımız, Yönetmeliğe karşı olan tepkilerini ve sektörün haklı
taleplerini resmen hükümete sundular.
Açıklanması gereken çok önemli olan diğer bir
husus ise, eski araçların öne sürülerek araç sahibi olmayan küçük ve
orta ölçekli işletmelerin de ortadan kaldırılmak istenmesidir..
Yoksa bu tutum, canlı cansız her şeyi mal olarak görme
alışkanlığından mı kaynaklanmaktadır..?
Sayın BİRAND,
Siz, Yönetmeliği gerçekten tarafsız bir gözle
hiç incelediniz mi ? Sektörün ne dediğini hiç dinlediniz mi ?
Avrupa Birliği’nin bizden ne istediğini biliyor musunuz ? Sadece
araç yaşını ve belgeler için getirilen ağır parasal müeyyideleri baz
alarak sektöre düzen geleceğini iddia etmeden önce, Avrupa Birliği
ülkelerinde buna emsal gösterilecek hiçbir uygulama olmamasına
rağmen neden bir düzensizlikten bahsedilmediğini hiç düşündünüz mü ?
Avrupa Birliğinin, kendilerinden ithal ettiğimiz yeni model
araçlarımıza bile geçiş kotaları koymasının gerekçelerini hiç merak
ettiniz mi?
Siz, Kopenhag Kriterlerinin ticari hayata
ilişkin şartlarını hiç okudunuz mu ? Piyasanın ve fiyatların liberal
olabilmesi için şart koyduğu olmazsa olmaz koşulları biliyor musunuz
?
Eğer bilmeden ahkâm kestiyseniz, o zaman bu
yazımı köşenizde yayınlayın ki, haklarımızı helal edelim.
Sektörün büyük çoğunluğu için işsizlik demek
olan bu Yönetmeliğe karşı verilen mücadeleye destek olan
siyasetçilerimizi de haksız ve mesnetsiz bir şekilde popülizm
ile suçluyorsunuz..
Yoksa siz, bu yazıyı da yıllar önce TRT’yi
dolandırmak için naylon fatura düzenleyen sabıkalı daktilonuzla
kaleme aldınız ve menfaatperest düşüncelerle bile bile lades
mi diyorsunuz...?
NEDEN
BU YÖNETMELİĞE KARŞIYIZ..?
‘’ AB
bizden ne ya
da kaç MASA kaç TELEFON istiyor ?‘’
Sektörde büyük
bir sıkıntı yaratan Karayolu Taşıma Kanunu ve Yönetmeliği, bazı
kesimler tarafından işlerine geldiği gibi yorumlanmakta ve bütün
sinsi hedefleri kamufle edilerek kamuoyuna AB tarafından şart
koşulan zorunlu bir düzenleme olarak yutturulmaya çalışılmaktadır.
Avrupa Birliği
ülkemizden ne istemektedir ? Bu istemleri doğru bir şekilde ortaya
koyarsak, Karayolu Taşıma Kanunu ve Yönetmeliği ile getirilen
düzenlemelere ne kadar karşı olduğu daha net bir şekilde ortaya
çıkar.
AB ülkemizden,
ulaşımda %95 olan karayolu kullanma payının düşürülmesini,
hava-deniz-nehir taşımalarının özendirilerek taşımadaki paylarının
arttırılmasını istemektedir. Yani kara-hava-deniz taşımalarının
belli bir oranla dengelenmesini istemektedir.
AB ülkemize,
kimilerinin bir masa-bir sandalye olarak nitelendirdiği küçük ve
orta ölçekli işletmeleri ortadan kaldırın ya da eski araçları
trafikten men edin diye dayatmıyor. AB’ye baktığımız zaman bizlere
sattığı yeni tırların bile kendi ülkesinden yürüyerek geçişlerine
kotalar koyduğunu ve karayollarındaki trafiğin artmasını
istemediğini görüyoruz. Yani AB ülkeleri, yalnızca eski araçlar için
değil, yeni araçlar için bile yürüme yasakları ve kısıtlamaları
getiriyor. Araçlarımızı, eski ya da yeni olmasına bakmaksızın
denizden ya da karayolundan trenlerle taşıyarak ülkesinden
geçiriyor.
Ancak mevcut
Yönetmelikte, bu modlar arasındaki uçurumun kapatılmasını,
karayollarındaki yoğunluğun azaltılmasını sağlayacak hiçbir
düzenleme bulunmamaktadır. Aksine bu Yönetmeliğin şart koştuğu
istiap haddi ve model uygulamaları nedeniyle karayollarındaki araç
sayısı ve trafik yoğunluğu daha da artacaktır. Bu durum, doğal
olarak tır, kamyon, otobüs üreticilerini ve satış temsilcilerini
ziyadesiyle memnun etmektedir.
Ulaştırma Bakanı
sayın Binali Yıldırım’ın, risk almak istemeyen komisyoncu ve
organizatörlerin tepkinin kaynağı olduğunu ve sayılarının
500 geçmediğini kesin bir ifade ile söylemesini yadırgıyoruz. Sayın
Bakan, sadece İstanbul Ticaret Odası’nın nakliye gurubunda
8000 kayıtlı üye olduğunu her halde bilmiyor. Sayın Bakan
risk almayı, bakanlığa haraç vermek olarak görüyorsa bu yanlış..
Kaldı ki sayın Bakanın, düzenlemelerinde bir tek vatandaşının bile
zarar görmemesine özen göstermesi gerekir.
Nakliye
komisyoncuları ve organizatörleri, yüklendikleri iş için Ticaret
Kanunu ve uluslararası teamüllere göre her türlü riski göğüslemekte
ve müşterilerine karşı olan sorumluluklarını harfiyen yerine
getirmektedir. Kaldı ki; araç sahipleri sadece kendi araçlarını en
iyi navlunlarla işletmeyi hesaplarken, araç sahibi olmayan
organizatörler en ekonomik ve en seri vasıtalarla yük taşıtmaya
çalışırlar. AB ‘nin istediği taşıma modları arasındaki dengeyi
sağlayacak unsurlar da, işte bu nakliye müteahhidi ya da organizatör
diye tanımlanan forwarderlerdir.
Eğer risk almak
ya da düzen getirmek Bakanlığa verilen haraç ile ölçülüyorsa, böyle
bir soygun uygulamasının olmadığı AB ülkelerinde ne güvenden ne de
düzenden bahsetmek mümkündür. Evet, bugün kendimizi adapte çabasında
olduğumuz AB ülkelerinde, vatandaşının çalışma hakkını para ile
satan bir uygulama ve düşünce mevcut değildir.
AB ülkemizden,
sektöre girişin önündeki engellerin kaldırılmasını
yani arzın engellenmemesini, sınırlandırılmamasını
istiyor. Piyasa ve fiyatların liberal olabilmesi için,
sektörde çok sayıda firmanın var olmasını şart koşuyor ve öncelikli
hedef olarak da tekelleşmenin önlenmesini istiyor. Ancak mevcut
Karayolu Taşıma Kanunu ve Yönetmeliği ile Ulaştırma Bakanlığı,
sektördeki küçük ve orta ölçekli işletmeleri yok etmek,
kurumsallaşma adı altında bireysel taşımacılığı yok ederek
tekellerin çalışanı haline getirmek istiyor. Ulaştırma Bakanlığı,
küçük ve orta ölçekli işletmelere karşı olan bu acımasız tavrını şu
sözlerle ifade etmektedir:
‘’Bu
Yönetmelikten önce sektöre giriş çok kolaydı. Bu nedenle çok sayıda
küçük ve orta ölçekli işletmenin hakim olduğu, risk alarak yatırım
yapmış araç sahibi gerçek taşımacının yeterince kazanamadığı bir
sektör oluşmuştur..’’
Bu sözlerin
açıklamaya muhtaç hiçbir yanı olmadığı gibi savunulacak bir yanı da
yoktur. Ulaştırma Bakanlığı, AB kriterlerinin aksine, korumasına
aldığı bir kesim daha fazla kazansın diye küçük ve orta ölçekli
işletmeleri yok etmek istemektedir. Yüksek belge ücretleri ve
ağır teminat şartlarının altında yatan gerçek; işte bu imha
arzusudur. Kaldı ki Bakanlık, belli bir kesimin avukatı ya da mali
müşaviri değil, bütün toplumun ve kamunun bir kurumudur. Yaptığı her
işlemde, belli bir kesimin değil bütün kamunun yararını düşünmek
zorundadır.
Sayın Bakan,
amacımız para toplamak değil diyor… Keşke doğru olsa..
Madem ki maksat para toplamak değil, o zaman neden sektörün direnci
karşısında belli indirimlere gidiliyor da para talebinden tam olarak
vazgeçilmiyor. Sektörün mücadelesi neticesinde 400 milyar
seviyesinde olan belge ücretleri, gönülsüz bir şekilde bugün ki
seviyelere indirilmiştir. Eğer maksat para toplamak değilse ve sayın
Bakan da nakliye esnafımızı çok seviyorsa, belge ücretlerini harç
seviyesine indirsin ve sıkıntılar bitsin…
Yine Ulaştırma
Bakanlığı, bu Kanun ve Yönetmelik ile ulaşmak istediği hedefi de
şöyle açıklamaktadır
‘’ Bu Yönetmelikle hedefimiz; az sayıda araca sahip çok sayıda
firma yerine, çok sayıda araca sahip az sayıda firmanın kontrolünde
olan bir sektöre kavuşmak..’’
Bu hedefe
ulaşmak için de Ulaştırma Bakanlığı, 4925 sayılı KTK ’nun 5.
maddesiyle kendisine sektörde faaliyet gösteren firma ve araçların
sayısında kısıtlama getirme yetkisi tanımış… İşte bu yetki ve hedef,
en başta ANAYASA ‘mızın amir hükümleri olmak üzere KOPENHAG
KRİTERLERİ ve AB MÜKTESEBATINA tamamen terstir. Liberal
ekonomilerde, arzın devlet eliyle sınırlandırılması düşünülemez ve
savunulamaz.
Bu hedefe
ulaşmak için Ulaştırma Bakanlığı, süreç içinde çıtayı sürekli olarak
yükseltecek ve elemelere devam edecektir. Hatta, belgeye müracaat
etmeyi bile durdurabilir.
Bu nedenle
bizler, eski kamyonlar ile bir masa bir telefon
tanımlamalarıyla küçük ve orta ölçekli işletmeleri aşağılayıp yok
etmek isteyen ve kendi menfaatinden başka bir şey düşünmeyen
zihniyeti ibretle takip ediyoruz. her şeye mal olarak bakan bu
zihniyet, sadece masa ile telefonu görmekte ama onun başında oturan
beyni hiçe saymaktadır.
Eğer bu
vicdansız düşünceyi doğru buluyorsanız; o zaman bizler de bir
daktilo bir masası olan (ama matbaası olmayan) bu
gazetecilik işini yapmasın deriz. O zaman siz de gazetecilik
yapabilmek için matbaa sahibi mi
olacaksınız sayın Birand ..?
Bizler, UND
başkanının kaç masa kaç telefon ile işe başladığını çok merak
ediyoruz. Bugün belli bir sermaye gücüne ulaşan büyük şirketlerin
duvarlarında gururla sergiledikleri eski resimler vardır.. Bu
resimlerle bir at arabası, eski bir kamyonet ya da bir külüstür masa
ile işe başlayıp bugünlere geldiklerini ispata çalışırlar.. İşte
bizler bu sermaye yapısına aynı basamakları aşarak ulaşanların,
bugün küçük ve orta ölçekli işletmeleri bir masa bir telefon
tanımıyla aşağılayıp yok edilmesini istemesini doğru
bulmuyoruz.
Unutulmamalı ki,
bugün bir dev olan SABANCI ailesi de bugünlere bir at arabası ile iş
hayatına atılarak gelmiştir. Ayıp
olan büyük ya da küçük sermaye sahibi olmak değil; hırsızlık yapmak,
ticarete hile karıştırmak, insan ve uyuşturucu kaçakçılığı
yapmaktır. Bir de insanların ekmeği ile oynamaktır ayıp olan..
Bu
açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, KTK ve KTY AB
normlarına uygun bir düzenleme değildir. Bu Yönetmelikle getirilmek
istenen, AB maskesi ile sektörün ağır parasal tedbirlerle soyulması,
bu soyguna dayanamayanların sektörün dışına atılması ve siyasal bir
tekelin hızla oluşturulmasıdır.
Bu düzenleme,
belli bir kesimin daha fazla kazanmasını garantiye alma
düzenlemesidir. İnsana değil,
sadece paraya değer veren bir düzenlemedir.
Bizler, işte bu
sisteme karşıyız.. Şirketlerimizin KİT mantığıyla devlet tarafından
yönetilmesine karşıyız..
Sayın Birand,
Bu Yönetmelikten ziyadesiyle memnun olan UND
başkanına sorar mısınız:
- Bu yönetmelik çıktığından bu yana kaç milyon
dolarlık araç satmış ?
- Bu Yönetmelik eliyle, yılda kaç milyon
dolarlık yeni araç satmayı planlıyor ?
- Bir masa bir telefon diye
nitelediği ve sektörün ekseriyetini oluşturan küçük ve orta
ölçekli işletmelere zorla araç satmak için, Yönetmeliğe hangi
hükümler konulmuş ?
- Avrupa Birliği ülkelerinde,
taşımacılık yapmak için öz mal araç şartı var mı ? Öz mal istiap
haddi var mı? Belge ücreti var mı ?
- Avrupa Birliği kriterlerine uygun
olduğu söylenen bu Yönetmelik için FİATA başkanı sayın Boes
Ulaştırma Bakanı’na ne söyledi ?
Evet, bizler bu Yönetmeliğe karşıyız ve
direnmeye devam ediyoruz. Bu Yönetmeliğin uygulanamaz olduğunu çok
yakın tarihte göreceksiniz.
|