
| Geçmişten Geleceğe Aşılamayan Sorunlar | |||
|
2007 yılında sektörümüz için sorun olan ne varsa allayıp pullayarak 2008 yılına da taşıdık. Yıllardır süregelen hengamenin mevcut yaklaşımlarla artarak devam edeceğini söylemek bir kehanet değildir. Sektörümüz son yıllarını reform adı altındaki düzenlemeleri tartışmakla harcadı. Hizmet kalitesi ve verimlilik parasal menfaatlerin gölgesinde kaldı. Sektörün yol açılımları ve gelecek hedefleri konusunda önder bir rol alması gereken Ulaştırma Bakanlığı, kimilerine kol kanat germe telaşıyla potansiyel iş hacminde daralmaya neden olacak engellerle on binlerce girişimcinin heyecanını törpüledi. Vatandaşının girişim gücünden ve kapasitesinden birileri pastadan daha fazla pay alsın diye ürken ve bu gücü yasa zoruyla yok etmeye çalışan siyasi bir tercih; bu kadar aleni ilk kez yapıldı. Küçük ve orta ölçekli işletmeler için alan daraltma çalışması olan düzenlemelerin çıkardığı toz-duman içinde kendilerine menfaat elde etmeye çalışanlar, sektörün asıl sorunlarını görmezden gelmeye çalıştılar. KUK toplantılarında yenildi, içildi, havanda sular dövüldü. Geçiş belgelerinin sayısında sağlanan göreceli artışlar büyük bir başarı olarak sunuldu. Vizelerdeki formaliteler azıcık esnetilince asıl sorunlar görmezden gelindi. Limanlar daha iyi hizmet versinler diye satıldı, RO-RO’lar elden çıkarıldı ve sektörümüzdeki yabancılaşma oranı hızla %70 lere ulaştı. Sektörde ihtiyaçtan fazla araç var denilerek bazı araçlar sektörün dışına atılıp arz - talepte bir dengeleme yapılacağı iddia edildi. Tarlasını satıp bir kamyon alan artık nakliyeci olamayacak denildi. Ancak düzenleme yapıldığından beri sektöre on binlerce yeni araç girişi oldu. Borçlanıp kamyonu alan plakasını taktı, maliyeye kaydını yaptırdı.. Bu işlemleri yaparken hiç kimse kendisinden yetki belgesi istemedi.. Ama sırtına eşyayı yükleyip yola çıktığında yetki belgesi yok diye kendisine bastılar cezayı.. Özetle kamyon satışı serbest ama çalıştırmak yasak gibi bir durum çıktı ortaya. Bu ayıp da sektörü düzenlediğini söyleyen Ulaştırma Bakanlığı’na aitti. Özelleşen limanlar, devletin her girişimciye sıra ile verdiği hizmeti veremez hale geldi.. Verilen hizmetlerin tarifeleri de geometrik olarak katladı. Limanları kamunun malı değil, babalarının çiftliği gibi sahiplenmeye ve bu anlayışla hizmetlerde ayrımcılığa gitmeye başladılar. İtiraz edenlere işinize gelirse kartını gösterdiler.. Girişimci, çarpık ilişkiler nedeniyle bunları şikayet edilecek bir makam da bulamaz oldu. Mevzuata uygun çalışma masalındaki kurnazlığı fark etmeyerek sistemin çarkına giren nakliyeciler, düzenlemelerdeki kasıtlı maddeler nedeniyle mevzuata uygun yük taşıyamaz hale geldiler. İtiraz ettiklerinde; senin etin ne budun ne, boyuna göre güreş cevabını aldılar.. Adam K1 belgesi almış.. Yani yurt içinde yük taşıyacak.. Gün oluyor çekmekle mükellef olduğu yükte artış oluyor.. Yükü taşıyabilmek için başka K belgesi sahiplerinden araç almak istiyor ama mevzuat buna olanak tanımıyor. Çünkü oraya ortak taşıma yapabilmek için 3000 ton gibi bir sınır koymuş. Bir de 45 günde bitecek diye kendince bir süre uydurmuş. Yani ikisi de kendinde kayıtlı olan K belgesi sahibi firmaların birlikte yük almasına imkan tanımıyor.. Ama L1 belgesi sahibi bir lojistik firmasının K belgeli araçlarla herhangi bir sözleşme olmadan taşıma yapmasına da 2008 yılı sonuna kadar izin veriyor. Anlamı ne şimdi bunun ? Küçük işletmelere deniliyor ki; siz kendi başınıza gidip iş-miş almayın sakın.. Bırakın işi büyükler alsın sizler de onlara taşeronluk yapın.. Nerede kaldı o zaman işletmelerin sözleşme yapma hürriyetleri ? Uluslararası taşımalarda yaşanan kota ve vize sorunları, AB sınırlarının genişlemesiyle şimdi daha da önemli bir hale geldi. Bu anlamda UND’nin kotasız taşıma düsturuyla başlattığı eylem güzel bir girişim ama bazı ayakları eksik. Gümrük Birliği ile malların ve hizmetlerin AB sınırları içinde dolaşımı serbest.. Ama Türkler için değil.. Onlar bize ellerini kollarını sallayarak istedikleri an gelip gidiyorlar.. Ama bizler evvela vize kuyruklarında, sonra da kota sınırlarında beklemek zorundayız. Yıllarca Yunanistan’a gidip gelmiş bir şoför, vizesi bittiğinde haftalarca vize bekliyor. Yunanistan’dan davetiye getir deniyor.. Uluslararası taşımacılık için deklare olmuş bir şirketin şoförü için neden davetiye istensin ? Adam oraya dostunu mu görmeye gidiyor ? Sana mal taşıyor, hizmet ediyor.. Ama para toplamada yavuz olan Ulaştırma Bakanlığı, bu vize rezaletleri için kılını dahi kıpırdatmıyor… Hiçbir KUK toplantısında sorunu dile getirmiyor.. Kota ve vize sorunuyla mücadelede önderin UND değil evvela Ulaştırma Bakanlığı olması, onu da Dışişleri’nin izlemesi gerekir.. Dava açılacaksa devlet açmalı.. Atılan imzaların karşılığı alınmamışsa hesabını devlet sormalı. Bu işler için harcanacak para da Ulaştırma’nın dönerinde zaten mevcut. Yani UND gibi hariçten para toplamak da gerekmez. Yetki belgesi satılırken toplanan onca para sektörün ve ülkenin menfaati için değil de ne için harcanacak ? Sektörümüzün mevcut hali mi ? Bakanlık para peşinde nakliyeci can.. İşin özeti budur. |
|||