Devlet
Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarı Ahmet Tıktık, sosyal güvenlik
reformunun iptalinde ortaya çıkan "memurla işçi aynı statüde olamaz"
yaklaşımının adil olmadığını söyledi. Anayasa Mahkemesi kaynaklarının
önceki gün Referans'ta yayımlanan iptale ilişkin görüşlerini değerlendiren
Tıktık, bu başlık altında ortaya çıkan yaklaşımı "talihsiz ve gayri adil"
olarak nitelendirdi.
Anayasanın
10. maddesinde "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun
önünde eşittir" denildiğini kaydeden Tıktık, "Bu ilkeye dayanarak işçi,
memur, esnaf, çiftçi, işveren gibi mesleki konumumuz ne olursa olsun
hepimiz bu ülkenin insanları olmamız dolayısıyla yararlanacağımız
nimetlerde de katlanacağımız külfet ve fedakârlıklarda da eşit olmalıyız"
dedi.
Türkiye
Cumhuriyeti'nin nice fedakârlıklarla bugünlere geldiğini hatırlatan DPT
Müsteşarı, "Ülkemiz ekonomisini sosyo-politik ve kültürel alt yapısı ile
birlikte bir sistem olarak ele alırsak bu sistemin performansını
iyileştirmek ve daha iyi yerlere taşımak adına fedakârlıklara eşit ve
ortak katlanmalıyız" şeklinde konuştu.
Devlet
Planlama Teşkilatı Müsteşarı Ahmet Tıktık, aktüerya esasına göre işleyen
sosyal sigorta sisteminde gelir-gider dengesine göre düzenleme yapılması
gerektiğini kaydetti. Tıktık, aktüerya dengesini ifade eden göstergelerden
biri olan aktif-pasif oranına bakılacak olursa, Türkiye'de 1970'li
yıllarda 6 çalışan 1 emekliye bakarken, bugün yaklaşık 1.7 çalışanın 1
emekliye baktığını söyledi. Aktif-pasif oranı 4.5 çalışana 1 emekli
olmasına rağmen, İspanya'da sosyal güvenlik sisteminin aktüeryal
dengesinin iyileştirilmesi için göç alma konusunun tartışıldığını
hatırlatan DPT Müsteşarı, iptale ilişkin şunları söyledi: "Sosyal güvenlik
reformu ile getirilen düzenlemeler memurlar açısından iptal edildiğinde,
aktüeryal dengenin iyileştirilmesi konusunda atılmak istenen adımlardan
biri engellenmiş olmaktadır. Bunun yanı sıra emekli aylığı güncelleme
katsayısına ilişkin hükmün tüm sigortalılar açısından iptal edilmesiyle de
aktüeryal dengelerin iyileştirilmesine yönelik benzer nitelikte atılan bir
başka adım da engellenmektedir."
Adil
ve rasyonel yaklaşılmalı
1991
yılında sosyal güvenlik sistemi parametreleri gevşetilerek stratejik bir
hata yapıldığını ve bu hatanın maliyetinin bugün bütçeden aktarılan 23
milyar YTL olduğunu belirten Ahmet Tıktık, sosyal güvenlik sistemindeki
bozulmanın, 1999'daki reform çalışmalarıyla düzeltilmeye çalışıldığını
fakat tam olarak hayata geçirilemediğini ve sistemin açıklarının artmaya
devam ettiğini hatırlattı. 2006 yılında sosyal güvenlik kuruluşlarına 8
milyar 190 milyon YTL'si SSK'ya, 4 milyar 779 milyon YTL'si Bağ-Kur'a,
faturalı ödemeler ve ek karşılıklarla beraber 10 milyar 35 milyon YTL'si
Emekli Sandığı'na olmak üzere toplam 23 milyar 4 milyon YTL transfer
yapılacağının tahmin edildiğini ifade eden Tıktık, "Buradan görüleceği
üzere, 4 milyar 348 milyon YTL tutarındaki faturalı ödemeler ve ek
karşılıklar dahil edildiğinde Emekli Sandığı'nın açığının SSK ve
Bağ-Kur'un açıkları toplamına yakın olduğu görülmektedir"
dedi.
Gerekli
tedbirler alınmadığı takdirde sosyal güvenlik sistemindeki finansman
açığının sürdürülemez bir hale geleceğinin herkes tarafından kabul
edildiğini hatırlatan Tıktık, mevcut demografik eğilimler de dikkate
alındığında sistemin finansman açığının milli gelire oranının daha da
artacağını, bu durumun borçlanma üzerindeki maliyet baskısını iyice
artırıp bütçe dengeleri ve faiz dışı fazla hedeflerini olumsuz yönde
etkileyeceğini hatırlattı.
Bunun
sonucunda yatırımlarda ve sosyal harcamalarda kısıntıya gidilmesinin
kaçınılmaz hale gelip, sosyal devletten beklenen görevlerin yerine
getirilmesinin imkânsız bir hal alacağını belirten DPT Müsteşarı Tıktık,
"Bütün bu hususlar dikkate alındığında, sosyal devlet olma gereğini nasıl
yerine getireceğiz? Sosyal güvenlik sistemi iflas ederse, nasıl sosyal
devlet olacağız? Dolayısıyla hepimizin bu reform sürecine adil, eşit ve
rasyonel bir yaklaşımla destek vermesi gerektiğine inanıyorum" diye
konuştu.