ABİDİK GUBİDİK LOJİSTİK

 

Ülkemizde abidik gubidik anlamda her şey mükemmel..  

Eğer aynanın tersine bakmazsanız.. 

İhracatımız kat be kat artmış; ithalatı karıştırmazsanız.. 

Sıcak para girişi mükemmelmiş; borçları katmazsanız.. 

Milli gelir tavan yapmış; artan yoksulluğu, yeşil karttaki patlamayı, yardım kamyonlarına saldıran yığınları görmezseniz.. 

Borsa yükseliyormuş; kapısına kilit vuran binlerce işletmeyi hesaba katmazsanız… 

Özetle günlük hayatımız bu abidik gubidik masallarla geçiyor. 

Geçenlerde medarı iftiharlarımızdan olan sayın Ulaştırma Bakanı ile sağ kolu Talat Aydın basın açıklaması yaptılar.. 

Yirmi yaşını dolduran araçlar artık yurt dışına çıkamayacakmış… Neden ? Dışarıdan böyle bir talep mi gelmiş ?  

Hayır..! 

Ama bir de müjdesi var sayın yetkililerin: Yurt dışına çıkışı yasaklanan bu araçların yurt içinde çalışmaları serbestmiş ve hurdaya ayrılmayacaklarmış… 

Bencilliği bir yana bırakarak bu ikilem üzerinde bir mantık yürütün bakalım.. Türkiye’nin karayollarında çalışmasında bir sakınca görülmeyen bu araçların Suriye, İran, Irak, Arabistan, Afganistan, Türkmenistan gibi ülkelerin karayollarında çalışması neden yasak olsun ? 

Eğer bu araçların yurt dışına çıkışları fiziki durumları nedeniyle sakıncalıysa, her şeyden önce yurt içinde çalışmalarının yasaklanması gerekmez mi ? 

Kendi ülkesinin ekonomik, coğrafik ve sosyal durumundan  daha fazla başka ülkelerin esenliğini düşünen bir kamu kurumu  olabilir mi ?  

Maalesef bizde oluyor ve hiç kimseden de bir tepki görmüyor.. 

Bir başka müjdesi daha var Bakanlığın: Halkbank ile araç sahipleri adına el sıkışmış ve onlar için kredi pazarlığı yapmış.. Hiç kimse yine sormuyor: Yahu siz kamuyu mu temsil ediyorsunuz yoksa araç satıcılarını mı ? 

Ne sıfatla masadasınız ? 

Sektörün onlarca sorunu varken oturmuş dört bin küsur aracın satışı için kredi pazarlığı yapıyor ve bunu da sektörümüze bir müjde olarak açıklıyorlar.. Bu kargaşa ortamında güme gitmesin diye hatırlatalım; sektörde ihtiyaçtan fazla araç olması nedeniyle atıl kapasite oluştuğunu iddia eden de aynı muhteremler değil miydi ? 

Yine aynı muhteremlere göre, mevzuat açısından AB ülkelerinin bile çok ilerisindeymişiz.. Vay, vay, vayy.. 

Bizler, dava konusu olan düzenlemelerin dünyanın hiç bir ülkesinde mevcut olmadığını söylerken, sizler değil miydiniz bu düzenlemelerin AB mevzuatına göre yapıldığını iddia eden ?  

Nasıl oldu da geçmişte AB mevzuatından alındığını iddia ettiğiniz mevzuatınız bugün AB standartlarının bile ilerisine geçti ? 

Daha ileri olduğunu iddia ettiğiniz mevzuatınızın AB kriterlerine göre en önemli farkı; küçük ve orta ölçekli binlerce işletmeye uyguladığı kıyımdır… Böyle bir kıyım hiçbir dünya ülkesinde mevcut değildir… 

Sizin mantalitenize göre böyle bir kıyım; ilericilik olmaktadır. 

Bu abidik gubidik mevzuat ortamında çevremize ve kendimize bakarak bir kıyaslama yapalım. Pekin’den kalkan bir konteyner treni on bin kilometrelik mesafeyi aşarak Hamburg’a tam on beş günde ulaştı.. Bu olağan üstü hıza rağmen onların hedefi, taşıma süresini on güne indirmek.. Peki, lojistik üs olma hayalleri kuran ülkemizde Kayseri’den yüklenen bir vagon 1060 kilometre mesafedeki Kapıköy’e kaç günde ulaşıyor ? Şaşırmayın lütfen, tam 18 günde… 

Mersin Limanı özelleşti ama verilen hizmet güzelleşmedi.. Hatta eski işletme zamanını bile aratır hale geldi. Eskiye göre tek farkı; ana dili Çince olan bir genel müdürünün olması. 

Ulaştırma Bakanlığı, sektörel sorunlara köklü çözümler üretmek için sektör unsurlarıyla bir araya gelip projeler üreteceğine onlarla kavga ediyor. Mevzuattan doğan sorunlara kulak tıkayarak görmezden gelmeyi marifet sayıyor. 

Evet bu ahval içinde bizlere düşen görev; yapılan hataları bıkmadan dile getirmektir.. Ta ki, birileri duyana ve anlayana kadar…

Mehmet YAVUZ